Ne filmdi ama… İzlerken film değil de 21. yy'da yapılan ve perdede asılı duran bir şahesere bakıyor gibi hissettim.

Film olağan bir epik film gibi başlasa da ilerleyen dakikalarda anlıyorsunuz ki bizi sıradan bir film beklemiyor. Karakterler ve derinlikleri, sinematografisi, renk paletleri, filmin dili, prodüksiyonu, müzikleri ilk yarım saatte sizi kapıyor. İzlerken inanın bana izlemek değil “yaşamak” olayını deneyimliyorsunuz. Çünkü film İthaka Kralı Odisseus’un Truva Savaşı ile birlikte toplamda 20 yılı bulan eve geri dönüş hikâyesini merkeze alsa da; esas olan herkesin yaşayabileceği o kendini buluş hikâyesine, içsel varoluş döngüsüne odaklanıyor ve sorgulamalara neden oluyor. İnsan, yaşadığı çöküş, umutsuzluk ve trajik durumlardan sonra tekrar kendisi olabilir mi ve geriye döndüğünde o kendisi midir?

İçsel yolculuğunu ne kadar az hasarsız atlatabilir, tüm her şey bittiğinde ve atlattığında kendine geri dönebilir mi? Film tam da bu soruları bize sorduruyor.

Bunu yaparken bize mitolojik yaratıklar üzerinden de bir hikâye sunuyor. Sesleri ile sizi büyüleyen Sirenler, Tek Gözlü Dev Polyphemus, 6 başlı yaratık Skylla ve girdap Kharybdis, büyücü Kirke, deniz perisi Kalypso ve devasa canlılar Laistrygonlar gibi mitolojik yaratıklar ve büyücüler üzerinden bize zorlukları gösteriyor.

Düşünsenize aslında bu kadar fantastik olmasa da bir insanın hayatında karşılaştığı çoğu şeye metafor olarak benzemiyor mu? Yaşadığımız tüm zorluklar aslında bu olağanüstü şeyler ile benzer. Ben izlerken kendi hayat yolculuğumu da düşündüm açıkçası.

Yapım aşamasına bakacak olursak; yıllarca Homeros’un 3000 yıllık bu eserinin alt hikâyelerini izledik durduk ama bu denli kapsamlı yapımı 30 yıldan beri görmüyorduk maalesef.

2 yıl önce gösterime giren ve Ralph Fiennes'ın Odisseus rolünü oynadığı “The Return” eve dönüşünün son kısmını bize göstermişti o kadar.

İşte bu duruma ve sorunumuza bu yüzyılın en iyi yönetmeni Sir Christopher Nolan yetişti ve 13. filmini bizimle paylaştı. Hem de ne paylaşmak. Yönetmen 70 mm IMAX kamerası kullanarak bu deneyimi sunuyor bize. Öyle bir kamera ki olağan dışı büyük olduğu için iki oyuncu birbirini karşılıklı göremiyor ve ayna kullanmak zorunda kalıyor. Oyuncular bu çekim tarzına alışkın değil, ayrıca 15 dk bir film makarasının bitmesi ve yeni filmlerin kameraya yerleştirilmesi gerekiyor. Bu durumlar yüzünden çekimler sık sık duruyor. Böyle olunca çekim aşamasında çok konsantre olunması gereken, sabır gereken bir film çıkıyor ortaya.

Görüntü yönetmeni, Hoyte Van Hoytema ise yine gölge ve ışığa hükmediyor. Sinematografinin en can alıcı noktalarında imzası var ki uzun süredir çalıştığı bir görüntü yönetmeni Sir Nolan’ın. Sağ kolu desem yadırganmaz o derece. Hoyte Van Hoytema’nın yaptığı işe, kameranın ışık ve gölge ile dansına hayran kalacaksınız.

Oyuncu kadrosu inanılmaz ki o kadar Oscar ödüllü oyuncu var ki; sadece bu filmde olmak için, Sir Nolan filminde yer alabilmek için rolleri kabul etmişler ki sıradan figüranların bile üstesinden gelebileceği roller bazıları. Amaçları tabii ki bu tarihi filmde isimlerinin geçmesi o kadar…

Oyuncu kadrosu kısmına gelecek olursak konu sayfalara sığmaz ama parantez açmak gerekirse;

Odysseia rolünde; Matt Damon güç ve cesaret ve eşi Penelope rolünde Anne Hathaway ise sadakat kelimelerin karşılığı ve inanılmaz iş çıkarmışlar. Tabii oğulları Telemachus rolünde Tom Holland ve o sinsi düşman Antinous rolü ile Robert Pattinson. Ki bu saydığım oyuncuların 2'sinin Oscar ödülü olduğunu tekrar hatırlatmak isterim. Muhtemelen Anne Hathaway bu filmdeki rolü ile yeni bir yardımcı kadın Oscar'ı alması muhtemel.

Müzikler ise yine başka bir başyapıt. Filmin müziklerini 3 müzik Oscar'ı almış Ludwig Göransson yapmış.

Çok farklı bir bakış açısı olduğu için de müziklerinde Antik Yunan'da kullanılan ve unutulmuş Aulos ve Lir’i kullanmış. Filmde sıkça duyduğumuz ezgilere hayat veriyor. Ki ilerleyen zamanlarda çokça Reels ve müziklerde göreceğiz gibi duruyor. Oscar'ı alması da kaçınılmaz.

Son raddede film inanılmaz bir deneyim sunuyor bize.

Bir baş ediş ve varoluş hikâyesinin yanında hayatta kalma ve içsel savaş konularını ele alıyor. Bence film bu yılın en iyi yapımı uzak ara. Çok eleştirilmiş olsa da benim gözlemimle film gibi film. Sinema nedir derlerse bu filmi rahatlıkla gösterebilirim. 100 yıl sonra eğer ütopik bir durum yaşarsak inanın bana baskıları saklanması muhtemel bir sinema filmi olmuş.

Tıpkı Homeros’un 3000 yıl sonra bile hâlen okullarda okutulan eserleri gibi Sir Christopher Nolan da artık tarihteki yerini almış bulunuyor…