Kıbrıs tarihi boyunca istikrarlı olmayan bir nüfus yapısına sahip olmuştur. Orta Çağ’dan itibaren adada yaşayan Müslüman ve Hristiyanların nüfusu; salgın hastalıklar, iktisadi buhranlar, iç ve dış göçler, savaşlar, istilalar, katliamlar ve iskânlar gibi pek çok farklı amiller neticesinde sürekli olarak değişmiştir. Zaman zaman Müslümanların nüfusu Hristiyanları geçerken çoğunlukla tersi olmuştur. Bilhassa adanın 1878 senesinde Devlet-i Aliye tarafından İngiltere’ye fiilen devredilmesinden sonra adadaki Müslüman Türkler adayı kitleler hâlinde terk etmeye başlamışlardır. Lozan’da Türkiye’nin resmen Kıbrıs üzerindeki hükümranlık haklarından vazgeçmesi neticesinde Kıbrıs Türklerine yapılan resmî çağrı üzerine 20.000 Türk adadan Anadolu’ya göç etmiştir. Türklerin adayı tedricen terk etmeleri İngiliz hâkimiyeti boyunca devam etmiş, 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Rum tedhiş hareketleri neticesinde yıkılmasıyla da adadan Türk göçü hızlanmıştır. 1974 Mutlu Barış Harekâtı neticesinde, Türkler adanın kuzeyinde toplanmışlar ve tesis edilen güven ortamı sonucunda da dış göç yavaşlamıştır. Ancak İngiliz idaresinin başlangıcından itibaren devam eden bu göçler neticesinde Kıbrıs Türklerinin nüfusu oldukça azalmış ve ada Rumları karşısında dörtte bir azınlığa düşmüştür. Bunun üzerine harekât sonrasında kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında yapılan antlaşmalarla Türkiye’den adaya Türk iskânları tahakkuk etmiş ve ada Türklerinin nüfusu takviye edilmeye çalışılmıştır. Harekâttan itibaren geçen yetmiş yıldan fazla süre boyunca, Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a doğru nüfus hareketliliği mütemadiyen devam ederek adadaki Türklerin nüfusu, cemiyet hayatının sağlıklı bir şekilde işleyecek seviyeye yükseltilmiştir.

Ancak son zamanlarda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki Türk cemiyet hayatı için tehdit teşkil eden birtakım nüfus hareketlilikleri meydana gelmeye başlamıştır. Ülkede Ruslar ve diğer Rusça konuşanlar, İranlılar, Pakistanlılar ve Bangladeşliler, Afrikalılar ve birtakım başka karışık nüfusun ülke nüfusu içerisinde dikkate değer bir nispete ulaştığına şahit olunmaktadır. Resmî olmayan kaynaklar; 60.000 Rus, 40.000 Afrikalı ve 20.000 İranlıdan bahsetmektedir. Pakistanlı ve Bangladeşlilerin sayısını ise hiç kimse bilmemektedir. Türkmenistanlılar başta olmak üzere, Türkistan kökenliler de ciddi bir yekûn teşkil etmektedir, ancak onları tehlike olarak telakki etmek doğru değildir. Bilakis uzun vadede bunların adadaki Türk nüfusunu pekiştireceği düşünülebilir. İlginç bir şekilde bu yabancı nüfusun çok büyük bir kesiminin Türkçe öğrenip cemiyet içerisinde Türkçe konuşuyor olması müspet bir vaziyet olarak kabul edilebilir. Bu insanların çocukları, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda Türkçe eğitim almakta ve gayriihtiyari de olsa Türkçe konuşur hâle gelmektedirler. Bu sebeple Pakistanlılar, Bangladeşliler ve İranlılar gibi Müslüman göçmenlerin adada kalıcı olarak yerleşenlerinin uzun vadede Kıbrıs Türk cemiyet hayatı içerisinde eriyecekleri düşünülebilir. Hatta birtakım Rusların da bundan payını alacaklarına dair ciddi işaretler vardır, zira Kıbrıs Türkleriyle evlilikler başlamıştır.

Ancak Yeni İskele bölgesi ve Girne’nin bazı mıntıkaları gibi Rusların yoğun olarak meskûn oldukları mahallerde, çocuklar Türk okullarına devam etmekle beraber, tam teşekküllü bir Rus cemiyet hayatı tekâmül etmeye başlamıştır. Bu son derece sakıncalı bir gelişmedir. Her ne kadar Rusya’nın Suriye’den çekilmesi neticesinde, Yeni İskele’nin tam karşısında yer alan Tartus’taki Rus askerî varlığının sona ermesiyle tehlike azalmışsa da Kıbrıs Türk cemiyeti içerisinde sayısı on binleri bulan bir Ortodoks azınlığın ortaya çıkması ciddi bir emniyet meselesidir.

Afrikalılar ise Kıbrıs Türk cemiyet hayatı için çok büyük tehlike arz eden bir diğer zümredir. Nijerya ve Kamerun başta olmak üzere, Afrika’nın çeşitli ülkelerinden gelen bu insanların pek çoğu hizmet sektöründe çalışmakla birlikte, bazılarının uğraştıkları meşgaleler sebebiyle asayiş meselesi hâline geldikleri görülmektedir. Zaman zaman meydana gelen toplu hudut dışı edilme uygulamaları ile bu tehlikenin önüne geçilmeye çalışılsa da ülkeye öğrenci olarak gelenlerin öğrencilik haricinde işlere kaymaları sebebiyle mesele kökten halledilememektedir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde büyük acılar ve uğraşlar neticesinde inşa edilen Türk cemiyet hayatı, yukarıda sathi olarak değinilen kontrolsüz göç sebebiyle tehlike altındadır. Devlet ve hükumet ricali gibi salahiyet erbabının bu durumdan haberdar olduğuna şüphe yok. Ancak alenen ve aşikâre bir şekilde hızla büyüyen bu tehlike konusunda tedbir almakta mütereddit davranmalarının ardında yatan sebepler, meraka şayandır!