Bu başlık evvelemirde pek çoğumuz için bir mana ifade etmeyebilir. Sahiden! İzmir nere, Kafkasya nere? Aslında iki coğrafya birbirine ne kadar uzak olsa da her ikisi de Türk milletinin gönlünde altın güneşin sırmalar saçtığı mekânlardır. Evet anlaşıldığı üzere, bugün “İzmir Marşı” olarak bilinen marştan bahsedilecek bu yazıda. Peki İzmir Marşı’nın Kafkasya ile alakası nedir? Bu sorunun cevabını bilenler olduğuna şüphe yok, ancak maalesef Türk milletinin çoğu İzmir Marşı’nın Kafkasya ile olan alakasından bihaberdir.

Hikâye Birinci Cihan Harbi esnasında, Türk ordusunun Kafkasya’da düşmanla boğuştuğu yıllarda başlamaktadır. Mehmetçiğin kâh Allahuekber Dağlarında buz kestiği kâh muzaffer bir edayla Gümrü’ye, Gence’ye, Bakü’ye girdiği kâh Dağıstan dağlarında umut olduğu yıllarda bir marş ortaya çıkmıştır. Bu marşın adı “Kafkasya Marşı” idi. Malumat kesin olmamakla beraber, marşın İzzettin Hümayi Elçioğlu tarafından yazıldığı ve Kaptanzâde Ali Rıza Bey tarafından bestelendiği iddia edilmektedir. Bazı kaynaklar ise bestekârın İzzettin Hümayi Elçioğlu olduğunu ileri sürmektedir. Aslında bunun pek de ehemmiyeti yoktur, zira esas mühim olan marşın Türk milletinin gönlünde ve muhayyilesinde işgal ettiği mevkidir. “Kafkasya Dağlarında çiçekler açar / Altın güneş orda sırmalar saçar” dizeleriyle başlayan marşın nakarat kısmı “Kader böyle imiş ey garip anam / Kanım helal olsun güzel vatana” şeklindedir.

Mondros Mütarekesi ile Türk ordusunun Kafkasya serüveni nihayete ermekle kalmamış, hepimizin bildiği üzere Anadolu da düşman çizmesi altında kalmıştır. İstiklal Harbi’nde Sakarya Meydan Muharebesi ile başlayan sürecin Büyük Taarruz’un sonunda Türk Ordusu’nun İzmir’e girip Yunan’ı denize dökmesiyle Millî Mücadele zaferle sonuçlanmıştır. Mehmetçiğin muzaffer şekilde İzmir’e girişi, Türk’ün gönlünde ve muhayyilesinde Kafkas İslam Ordusu’nun Gümrü’ye, Gence’ye, Bakü’ye girişine muadil bir mevki edinmiş olmalı ki Kafkasya’daki zaferler için yazılıp bestelenen marş, “İzmir Marşı”na tahavvül etti. Millet vicdanı, onu, “İzmir’in dağlarında çiçekler açar / Altın güneş orda sırmalar saçar” şeklinde başlayan ve nakarat kısımları “Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa / Adın yazılacak mücevher taşa” hâlini almış bir marşa dönüştürdü.

Aslında bu durumu, sadece bir marşın yeniden uyarlanması şeklinde telakki etmemek lazım. Bu marşın Kafkasya Marşı’ndan İzmir Marşı’na tahavvül etmesi, aynı zamanda Türk milletinin ufkunun dönüşmesiyle ilgilidir. Hazar Denizi sahillerinde düşmanla boğuşup kardeşlerini düşman çizmesinden azat eden Türk milleti, “imkân ve şerait çok namüsait bir mahiyette tezahür ettiği” için, gün geldi Akdeniz sahillerinde kendi vatanını düşman çizmesinden azat etmek zorunda kalmıştır. Kafkasya Marşı’nın İzmir Marşı’na tahavvül etmesi, Türk’ün cihanşümul hayallerine pranga vurulmasını temsil eder aslında. Türk Ordusu’na, Başkumandanının doğduğu şehri karşı kıyıda bırakmayı icbar eden “imkân ve şeraitin” timsalidir İzmir Marşı!

Ancak “imkân ve şerait” daha müsait bir mahiyette tezahür etmeye başlamıştır. Mehmetçik tekrar Kafkasya’ya, Rumeli’ne, Biladüşşam’a, Tarblusgarp’a, Habeşistan’a avdet etmiş vaziyettedir. Bu sebeple İzmir Marşı’nı tekrar Kafkasya Marşı’na tahavvül etmenin zamanı gelmiştir. Bu saatten sonra, Türk gençlerine İzmir Marşı’nı icbar, hatta telkin etmek, aslına rücu etmeye başlayan Türk vicdan ve muhayyilesine vurulan prangaları sıkmaya devam etmek manasına gelmektedir. Hep beraber Türk vicdan ve muhayyilesine vurulan prangaları kırmanın zamanı gelmiştir!