Şimdi iki film düşünün…
Biri 750 bin dolar, diğeri 10 milyon dolar bütçeyle çekiliyor. Bugün itibarıyla ikisi birlikte yaklaşık 500 milyon dolar gişe hasılatına ulaşıyor. Yönetmenleri ise henüz 20'li yaşlarında; sinema okullarından değil, YouTube'dan yetişmiş genç isimler.
Üstelik korkuyu da alıştığımız yöntemlerle yaratmıyorlar. Ne bitmek bilmeyen jumpscare'ler ne de kan ve vahşet gösterileri... Bunun yerine kendi kurdukları evrenlerle izleyiciyi psikolojik olarak yavaş yavaş sıkıştırıyorlar.
İşte karşımızda Backrooms ve Obsession.
Backrooms: Korku, Mekânın Kendisi Olursa
Backrooms'u anlayabilmek için önce "Liminal Space" kavramını bilmek gerekiyor.
Bu; normalde kalabalık olan bir alışveriş merkezini, oteli, okulu ya da plajı tamamen boş gördüğümüzde hissettiğimiz açıklanması zor huzursuzluk hissini tanımlayan psikolojik bir etki.
Film de tam olarak bunun üzerine kuruluyor.
Birbirinin aynısı sarı duvar kâğıtlarıyla kaplı sonsuz odalar, küf kokusunu neredeyse hissettiren halılar, düzensiz floresan lambalar ve hiç susmayan floresan uğultusu...
Ortada büyük bir canavar yok belki ama insanın içine işleyen bir duygu var: Kaybolmak.
Nitekim karakterimiz de çalıştığı mobilya mağazasının deposunda gizli bir geçit buluyor ve kendisini bu tekinsiz, klostrofobik evrenin içinde buluyor.
Ama burada asıl ilgimi çeken film değil...
Bu fikrin nasıl ortaya çıktığı.
Her şey 2019 yılında 4chan'de açılan basit bir başlıkla başlıyor:
"Sizi rahatsız eden bir görsel paylaşın."
Bir kullanıcı bugün artık herkesin bildiği o sarı koridor fotoğrafını paylaşıyor. Görsel kısa sürede internette yayılıyor, insanlar üzerine hikâyeler yazıyor, kısa videolar çekmeye başlıyor.
İçlerinden biri ise o dönem sadece 16 yaşında olan Kane Parsons.
Yıllarca Backrooms evrenini geliştiren kısa filmler üretiyor. Bu videolar öyle bir noktaya geliyor ki 2025 yılında korku sinemasının en önemli yapım şirketlerinden A24'ün dikkatini çekiyor.
Ve sonunda Backrooms uzun metraj filme dönüşüyor.
Obsession: Sevginin Saplantıya Dönüştüğü Yer
Benzer bir hikâye Obsession'da da karşımıza çıkıyor.
Filmin yönetmeni Curry Barker henüz 26 yaşında. O da kariyerine YouTube videoları çekerek başlamış bir isim.
Film ilk bakışta sıradan bir ilişki hikâyesi gibi ilerliyor.
Ancak baş karakter, kız arkadaşının kendisini sonsuza kadar sevmesi için lanetli bir nesne aracılığıyla dilekte bulununca her şey kontrolden çıkıyor.
Film aslında günümüz ilişkilerine güçlü bir metafor kuruyor.
Başlangıçta romantik görünen aşırı ilgi, aşırı bağlılık ve sahiplenme zamanla bir sevgi biçiminden çok, insanı tüketen bir saplantıya dönüşüyor.
Korku öğeleri de tam burada devreye giriyor.
Curry Barker aynı zamanda başka bir mesaj da veriyor:
Kolay yoldan elde edilen her şeyin mutlaka bir bedeli vardır.
Karakterimiz sevgisini büyüyle kazanmaya çalışırken bunun karşılığında çok ağır bedeller ödüyor.
Filmin temel metaforu da tam olarak bu.
Yeni Nesil Yönetmenler Geliyor
Bu iki filmi birlikte düşündüğümde aslında sadece iki başarılı korku filmi görmüyorum.
Dijital çağın yetiştirdiği yeni bir yönetmen kuşağını görüyorum.
Sinema eğitimi almamış olabilirler. Ama internet kültürünü, sosyal medyayı, oyun estetiğini ve kendi kuşaklarının korkularını çok iyi biliyorlar.
Artık bu genç yönetmenler yalnızca kendi nesillerine film üretmiyor.
Sinemanın dilini, tarzını ve hatta sektörün yönünü de değiştirmeye başlıyorlar.
Bana kalırsa önümüzdeki yıllarda bu dönüşümü çok daha fazla hissedeceğiz.
Biz de arkamıza yaslanıp, dijital çağın sinemaya neler kazandıracağını izlemeye devam edeceğiz.