Sinema sektörünün üretim anlamında durağanlaştığı ama On-Demand tarzı dijital platformların sığ filmlerle yoluna devam ettiği bu aylarda Christopher Nolan ve onun ilk deneyimlediğim filmi olan ‘Memento’ hakkında birkaç şey yazmak istedim.
2001 yılında Kadıköy’de o tarihi Rexx Sineması’nda ilk defa izlemiştim Memento’yu. Sonrasında özel içerik baskılı DVD versiyonuna sahip olmak için elimden geleni yapmıştım ki farkındaydım; film sıra dışı bir zihnin ürünüydü.
Açılış sahnesi aslında finali olan bu film, flashbackler ile bir sonraki sekansı bize bir önce izletip, bu anlatım biçimini film boyunca sürdürüyordu. Leonard Shelby kimdi? Derdi neydi bu adamın? İzlediğimde zihnimi altüst etmişti; böylesine bir anlatım deneyimine daha önce rastlamamıştım. Film siyah/beyaz ve renkli iki katmandan oluşuyor, renk paletleri yardımı ile sondan başa doğru bir sinematografide ilerliyor ve seyirciyi parçaları geriye doğru birleştiren bir yapbozun içine çekiyordu.
Öyle özgün bir post-prodüksiyon sürecine sahipti ki internet sitesi bile vardı Memento’nun: Otnemem.com. Sitede filmi nasıl izlemeniz gerektiğine dair ayrıntılar, zaman döngüsü ve karakter analizleri mevcuttu. Başlı başına orijinal bir yapımdı Memento. Nolan’ın 21. yüzyıl sinemasına neler katacağı o günlerden belliydi.
Tüm bunlar ışığında 20’li yaşlarımda Nolan sinemasının ne yapmak istediğini hissettim. Olayı evet film yapmaktı ama anlaşılmak gibi bir derdi de yoktu. Memento’nun DVD versiyonuna zaman çizgisinde düz ilerleyen normal halini eklemek istediklerinde tüm itirazı da bu yüzdendi. Zaten çektiği filmlerin olay örgüleri de izlendiğinde karmaşık sayılabilecek düzeydeydi ama bu onun umrunda bile değildi. Inception, Interstellar, Tenet gibi filmleri tam da bu çıkarıma örnekti.
Zaman geçtikçe Nolan Sineması denen bir gerçek ortaya çıktı ve eminim ki yaptıkları onunla aynı yüzyılda yaşayan bizler için inanılmaz motivasyon kaynağı olacak. Bu sene 17 Temmuz’da gösterime girecek olan yapımı ‘Odyssey’ yine çıtayı arşa taşıyacak ve birçok sinemasever gibi beni de alıp götürecek…”