Stephen King romanlarını iyi bilirsiniz. Tekinsiz ortamlar, tüyler ürperten evler, sorunlu bireyler, korkutucu eşyalar, sorunlu sosyal çevre, toplumsal baskı… Her hâliyle deha, bu yüzyılda yaşadığı için şanslı sayılabileceğimiz, iç dünyasında da inanılmaz yaratıcı ve bir o kadar karamsar olan bir yazarın korktuğu ve dile getirmek istediği her şey…

Carrie romanında da Stephen King yine bu konulara değiniyor aslında. Sosyolojik denge bozulduğunda telekinetik enerjisini kötüye kullanan birey ile bize ulaşmaya, korkutmaya çalışıyor. Karakterin sosyal dengesinin bozulmasını, ona ucube gibi davranılmasını da ekleyerek karakteri kötüye dönüştürüyor. Hem de ne kötü… Bunu yaparken de bizi korku ögeleri ile korkutmayı, germeyi başarıyor… Eski versiyonlarında böyleydi veya…

Mike Flanagan ise yeni Carrie yorumunda tüm bu mitleri alarak üzerine eklemeler yapıyor. Evet, korkutmuyor fazla ama Carrie'yi bizden biri gösterip çocuğumuz olabileceğine inandırıyor belki de.

Yeni okulunda uğradığı siber zorbalık ile kötüye dönüşmeyi hak ediyor Carrie. Ona hak veriyorsunuz…

Hak veriyorsunuz diyorum çünkü yönetmen öyle bir açıdan yaklaşıyor ki bunu yaparken de Stephen King romanına bağlı kalmak yerine, Carrie'nin içinde bulunduğumuz dönemde okullardaki akran zorbalığına uğramasına değiniyor ve bunu yaparken teknolojinin de etkisine dem vuruyor. Siz de izlerken Carrie'nin kötüye dönüşmesine hak verecek kıvama geliyorsunuz. Tabii bunu yaparken aile olgusunu, yalnız çocuk büyüten anne imajını, annenin dinsel ritüellerini de atlamıyor. Yalnız yaşayan bir annenin ergenlik çağındaki kızını yetiştirirken katlandığı zorlukları ve bunu yaparken baskıcı olmasını sağlam dille gözler önüne seriyor.

Herkes bir şey bulabilir Carrie dizisini izlerken kendinden. Bu versiyonu diğer yorumlardan ayıran özellik de bu aslında. Korkutmak yerine, kendinizi sistemin içinde görüp geriliyorsunuz. Evet, eski versiyonları korkutucu olabilir ama “korku nedir” sorusunu sormanın zamanı günümüzde geldi de geçiyor. Korku bence insanın başına gelebilecek ve baş edemeyeceği tüm zorluklar ve bu zorlukların insanı getirdiği “hâl” olarak algılanabilir bu dizide. Normalde dizi yorumlayan biri değilim ama bir arkadaşımın tavsiyesi ile izlediğim Carrie, yorumlanmayı ve doğru okunmayı hak eden bir yapım olmuş. Korkunun günümüzde aldığı hâli gözler önüne seriyor.

Yönetmen Mike Flanagan'a kısaca değinecek olursam tam bir korku dehası. Atmosfer yaratmakta çok iyi. Bu dizi ile aynı anda yürüttüğü ve 2027'de vizyona girecek filmi The Exorcist: Martyrs ile de bunu kanıtlayacağına eminim. Ki o filmde de geçmişte şeytani bir seri katili yakalayan, yeni cinayetlerle ve oğluna yönelen doğaüstü tehditle karşı karşıya kalan bir annenin dramına odaklanıyor. Oyuncular ise; Carrie rolündeki Summer H. Howell ve annesi Margaret White'ı canlandıran Samantha Sloyan'ın performansı inanılmaz inandırıcı ve daha tehlikelisi ki ben buna gerçeklik diyorum; bizden birileri…

Bence 8 bölümlük bu kısa dizi karakterlerin dönüşümleri, yarattığı atmosfer, yaşanılan gerçeklikler ile size dokunacak. İzlenesi… Dizi Amazon Prime'da yayında…