Motor sporlarında hız en çok konuşulan şeydir. Ama en pahalı olan şey değildir. Paddock’ta asıl pahalı olan; öngörülebilirlik, tekrar edilebilirlik ve hata yapmama disiplinidir. Ayhancan Güven’in değeri tam da burada başlar. Onu anlamak için pole pozisyonlarına ya da tek bir “efsane tur”a değil; yarışın sessiz, ölçülmeyen anlarına bakmak gerekir.

Islak pistte çizgi değiştiren kimdir?

Lastik düşerken tur zamanını koruyabilen kimdir?

Safety car sonrası ilk frenajda hata yapmayan kimdir?

Ayhancan genelde o isimdir.

Bazı pilotlar pistte iz bırakır, bazıları ise denge. Ayhancan ikinci gruptadır. Direksiyon hareketleri küçüktür, frenajları progresiftir, gaz açışı nadiren ani olur. Bu bir stil tercihi değil; bilinçli bir risk yönetimidir.

Bu yüzden onu izlerken “çok bir şey olmuyor” hissi oluşur. Ama yarış sonunda tablo değişir. Rakiplerin lastikleri düşer, konsantrasyonları kırılır. Ayhancan’ın tur zamanları ise hâlâ oradadır. Büyük sıçramalar yapmaz; ama çökmez. Şampiyonluklar çoğu zaman böyle kazanılır.

GT ve DTM paddock’larında herkes lastikten bahseder; az pilot lastiği gerçekten “taşır”. Ayhancan’ın farkı, lastiği zorlamadan hızlı kalabilmesidir. Özellikle arka aks yönetimi, uzun stintlerde rakiplerine karşı görünmeyen bir avantaj yaratır.

Bu avantaj ekranda değil, data’da ortaya çıkar: daha düşük yüzey sıcaklığı, daha az slip, daha tutarlı fren–gaz geçişleri. Gösterişli değildir; mühendislerin sevdiği türden, kullanılabilir bir performanstır.

Ayhancan’ın yarış tarzı sıkça “temiz” diye tanımlanır. Ancak bu kelime çoğu zaman yanlış anlaşılır. Temiz demek yumuşak demek değildir. Temiz demek, temas ihtiyacını daha oluşmadan ortadan kaldıracak doğru pozisyonu almaktır.

Savunmada kararsız değildir. Kapıyı kapatır, ama son anda değil; doğru yerde. Atakları da benzer şekilde net ve tek hamlelidir. Bu yüzden onu geçmek zordur. Çünkü hata yapmaz. Hata yapmayan bir pilotu geçmek ise hızdan çok sabır ister.

Yağmur, karma zemin, ani grip değişimleri… Ayhancan bu anlarda agresifleşmez. Aksine daha da sadeleşir. Sim racing geçmişi, değişken koşulları hızlı okumasını ve panik yapmadan alternatif çizgiler bulmasını sağlar.

Bu tür yarışlardan sonra paddock’ta sıkça aynı cümle duyulur: “Data’da çok temiz görünüyor.” Bu, motor sporlarında bir iltifattır.

Ayhancan’ın DTM sezonu bir güç gösterisi değildi; bir olgunluk göstergesiydi. Her yarış kazanmak zorunda olmadığını bilen, ama hiçbir yarışta büyük kayıp yapmayan bir pilot profili çizdi. Bazı pilotlar şampiyonluğu bir hafta sonunda kazanır. Bazıları ise sezon boyunca kaybetmez. Ayhancan ikinci yolu seçti.

DTM’den WEC’e geçiş kariyer açısından radikal değil; mantıklıdır. DTM sprint bir vitrinse, WEC bir meslek disiplinidir. Dayanıklılık yarışları agresif sprint pilotlarını ezer; disiplinli pilotları yukarı taşır.

Uzun stintler, sürücü rotasyonu, strateji disiplini… Bunlar Ayhancan’ın güçlü olduğu alanlardır. WEC LMGT3 onun için bir vitrin değil; bir çalışma alanıdır. Burada hedef manşet değil, sürdürülebilir performanstır.

Ayhancan Güven, Türkiye için yalnızca başarılı bir pilot değildir. Aynı zamanda planlı, disiplinli ve teknik kariyer inşasının mümkün olduğunu gösteren bir örnektir. “Yetenekli ama şanssız” anlatısının karşısına; öngörülebilir performans, mühendis uyumu ve uzun vadeli düşünce koyar.

Belki de en önemli farkı şudur: Ayhancan yarış kazanmak için acele etmez. Ama kaybetmemek konusunda son derece ciddidir.

Motor sporlarında en tehlikeli pilot, genelde en çok konuşulan değildir. En tehlikeli pilot; hata yapmayan, lastiği koruyan ve yarışın tamamını okuyabilen pilottur. Ayhancan Güven tam olarak budur.

Bağırmaz.

Zorlamaz.

Ama çoğu zaman finiş çizgisinde orada olur.

Ve paddock’ta herkes bilir:

Sessiz olanı hafife almak, pahalı bir hatadır.