Birkaç gün önce Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in yaptığı bir konuşma ile bir anda Ankara – Bakü hattının gerilmiş gibi görünmesi, bazı mihraklara yıllardır arayıp da bulamadıkları bir zemin meydana getirdi. Maalesef bu mihrakların hattın iki tarafında da bol miktarda mevcut olduğunu söylemek gerekir.
Bu mihraklar, Türkiye tarafında büyük nispette, her fırsatta Azerbaycan halkının kendine mahsus hayat tarzını bahane göstererek güya İslami beyanatlarla Azerbaycan ve Azerbaycanlılara her fırsatta hakaret etmeyi marifet bellemiş bedevi meşreplilerden ibarettir. Ancak bu bedeviler, ne hikmetse aynı “İslami” hassasiyeti, çeşitli dinî kisveler altında servet biriktiren, ırza namusa tasallut eden zümreler karşısında göstermezler. Türkiye’de fırsatı ganimet bilen bir diğer zümre, “Türk” kisvesi altında gizlenmiş bazı gayri Türk unsurlardır. Bunlar da Azerbaycan ve Türkiye arasında meydana gelen en ufak fikir ayrılığında, Azerbaycan ve Azerbaycanlılara hakaret yağdırmak, iki ülkenin Türklük esasında inşa ettikleri kardeşlik ilişkisine karşı içlerinde besledikleri kini kusmak için fırsat kollayan bir güruhtan ibarettir.
Birleşmiş Milletlerin 81. Umumi Kurulunda İsrail’in soykırımcı Başbakanı Netanyahu’nun konuşması esnasında pek çok ülke temsilcisinin toplantı alanını terk ederken Azerbaycan temsilcisinin alanda kalıp konuşmayı dinlemesi ve ardından Azerbaycan’da ortaokullarda başörtüsü yasağının başladığı haberlerinin yayılması, bu iki güruhu harekete geçirdi ve sosyal medya hesapları üzerinden Azerbaycan ve Azerbaycanlılara karşı bir hakaret furyası başladı. Hâliyle bu durum Azerbaycanlı yetkilileri oldukça rahatsız etti ve Türkiye’den bu hakaretleri yapanlar hakkında işlem başlatılmasını talep eden bir resmî beyanat neşredildi. Bu beyanat bu güruhu daha da cesaretlendirdi ve sosyal medya hesaplarında küfre varan hakaretler havada uçmaya başladı.
Türkiye’de bunlar olur da Azerbaycan tarafındakiler durur mu? Orada da Türkiye – Azerbaycan kardeşliğinin ilerlemesini, İran’ın menfaatleri açısından son derece zararlı gören bazı zümreler, komünist sistem bakiyeleri, İsrail parasıyla semirenler, Azerbaycanlı kisvesi altına gizlenen her nevi kavmî unsur, velhasıl “Türk” kelimesini her duyduğunda sara nöbeti tutan her türden fikrî ve kavmî özürlü, en Türkiye’dekiler kadar şedit bir saldırı ile Türkiye’ye yüklenmeye başladılar. Neticede mesele, Sayın Aliyev’in yaptığı açıklamaya kadar geldi.
Ortada bir mesele olduğundan şüphe yok. Ancak bu meselenin mutedil bir şekilde ele alınması, her iki taraftaki art niyetlilerin oyunlarını bozmak açısından son derece ehemmiyetlidir. Her şeyden önce Azerbaycan tarafının Birleşmiş Milletlerdeki mesele hakkında yaptığı açıklama çok önemlidir. Azerbaycan tarafı, Birleşmiş Milletlerde yedi temsilcilerinin bulunduğunu, altısının toplantı alanını terk ettiğini, geriye kalan temsilcinin gözlemci temsilci olduğunu ve bu gözlemci temsilcinin de toplantı alanında Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın malumatı dâhilinde kalıp konuşmayı dinlediğini açıkladı. Türkiye’den bunu tekzip eden herhangi bir açıklama gelmedi henüz. Ayrıca başörtüsü meselesinde de vaziyetin hiç de aksettirildiği gibi olmadığı, Azerbaycan’da başörtüsü ile ilgili umumi bir yasak olmadığı, bazı eski rejim artığı okul müdürlerinin kendi ihtiyari teşebbüsleri ile böyle bir uygulamaya gittikleri ortaya çıktı. Yani haftalardır iki Türk halkı arasında gerilime sebep olan esas meselelerin temelsiz olduğu ortaya çıkmış oldu. Ancak burada iki meseleyi daha mutlaka zikretmek iktiza eder. Birincisi, işgal altından kurtarılan bölgelerin yeniden imarı sebebiyle girişilen inşaat seferberliği kapsamında ihaleleri kapan Türkiye’deki bazı malum muhitlere mensup şahısların yaptıkları ile Azerbaycan’da da büyük bir usancın ortaya çıkmasına sebep olduklarıdır. İkincisi ise oldukça ilgi çekici bir konudur. Azerbaycan’da kulislerde konuşulanlara bakılacak olursa, Sayın Aliyev’in Türkiye’de infiale sebep olan beyanatı öncesinde, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile bir telefon konuşması yapmış ve böyle bir beyanatta bulunacağı konusunda Ankara’yı bilgilendirerek rıza almıştır. Bunun oldukça akla yatkın olduğunu söylemek gerekir. Zira Sayın Aliyev’in beyanatına karşılık Ankara’dan herhangi bir resmî tepki gelmediği gibi, 58 dakikalık beyanatın bütününe bakıldığı zaman, AB ve Rusya başta olmak üzere, İran, İsrail gibi Azerbaycan’ın iç işlerine karışma cüretini gösteren bütün ülkeler, isim vermeksizin tenkit edilmiştir.
Buradan gerek Türkiye’de gerek Azerbaycan’da olsun gerekse Türk dünyasının herhangi bir köşesinde olsun, Türklük gayreti ile hareket eden herkese, Türk kardeşliğine halel getirecek her türlü gerilime itidalli yaklaşmak iktiza ettiğini hatırlatmayı millî bir vazife addediyoruz. Zira bu son vakada da olduğu gibi, bu türlü ihtilaf ve buhranlarda envaiçeşit şer mihrakının parmağının olabilme ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu her zaman akılda tutmak gerekir.
Türk Devletleri Teşkilatının 29-30 Ekim 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleşecek olan 13. Zirvesinde, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Devlet Başkanı Sayın İlham Aliyev’in tüm dünyaya bir kez daha sergileyecekleri kardeşlik, bütün şer mihraklarını bir kez daha sukutuhayale uğratacaktır. Zira Azerbaycan – Türkiye kardeşliği, çıkar üzerine kurulmuş, türlü fitnelerle kolay kolay yıkılacak bir ilişki değildir. Bu kardeşlik, ezelî ve ebedî bir öz kardeşliktir!