Türk’ten Tarihî Anekdot: Töre

Bir önceki yazımızda Türk’ün kimliğini tanımlayan “töre” kavramının anlamı üzerinde Bilge Kağan’ın sözlerinin yer aldığı Kül Tiğin Âbidesi’nde yer alan metinden ve “İl gider, töre kalır” atasözüyle açıklamaya çalıştık. Bu yazıda, Türk tarihinde “töre”nin yalnızca bir gelenek değil, millî varoluşun belirleyici unsuru olduğunu tarihî anekdotlar üzerinden ele alacağız.

Çin yazıtlarında yer alan Asya Hun Kağanı Çi-çi’nin kardeşi, Çinlilerin baskısından kurtulmak için Çin’in himayesine girmeyi Çi-çi’ye teklif eder. Bunun üzerine Çi-çi, halkına başka bir milletin hükmüne girmeyi, ona bağlı olmayı ve köleliği ölmüş atalarına karşı bir hakaret olarak gördüğünü kardeşine anlatır. Aynı zamanda bu girişimin millî bir ihanet olacağından da söz eder. Çi-çi halkına hem varlıklarını devam ettirmek hem de kavimler arasında yeniden üstünlük sağlamak için ölünceye kadar savaşmayı teklif eder. Çi-çi, “töre”ye uygun hareket ederek milletine ve vatanına karşı sorumluluklarını yerine getirir. Bu anekdotta “töre”nin M.Ö. de yaşatıldığına tanıklık ederiz. Ayrıca Çin yıllıkları üzerinde önemli incelemeler yapan Alman bilim insanı Fr. Hirt, M.Ö. 36 yılında vefat eden Çi-çi’nin bu sözlerini, milliyet fikrinin dünya edebiyatında ilk kez dile getirilişi olarak değerlendirmiştir. Türk tarihinde törenin korunmasına ilişkin bu tavır, yalnızca Asya Hunlarıyla sınırlı kalmamış, Göktürkler döneminde de benzer bir kararlılıkla sürdürülmüştür.

Göktürk hakanlarından İşbara Kağan’ın Çin İmparatoru’na gönderdiği mektupta benzer bir davranış yer alır. Bilge ve cesur bir kişi olan İşbara Kağan, 582 yılında Göktürk Devleti’nin hakanı olmuştur. İşbara Kağan, Çin’in entrikaları, doğal afetler ve iç-dış savaşlar nedeniyle devletin ikiye bölünmesine engel olamamıştır. Türklerin yeniden birleşip güçlenmesini istemeyen Çinliler, Batı’da hakanlık ilan eden Tardu’ya karşı İşbara Kağan’a yardım teklifinde bulunmuştur. Çinlilerin yardım şartları arasında Türk milletinin kılık-kıyafet, gelenek, görenek, kanun ve dilini değiştirmelerini / terk etmelerini; bunların yerine de Çinlilerin yaşam tarzını benimsemeleri yer almıştır. Şartları değerlendiren İşbara Kağan; Çin İmparatorluğuna tabii olmayı, her yıl haraç vermeyi, emirlere uymayı ve hatta oğlunu rehine olarak Çin sarayına göndermeyi kabul ettiğini, ancak Türk halkına millî kimliklerini temsil eden değerlerini değiştirmelerini teklif etmeye dahi cesaret edemeyeceğini bildirmiştir. İşbara Kağan, bu söylemiyle Türk milletinin hangi şartlar altında olursa olsun “töre”den yani kültüründen, dilinden ve öz benliğini yansıtan değerlerden vazgeçmeyeceğini vurgulamaktadır.

Bu bilgiler ışığında Türklerin milliyetçilik anlayışının ana unsurları olarak millî kimliği yansıtan “töre” kavramı öne çıkar. “Töre”, Türk milletinin kolektif kimliğinin oluşumunda ve sürekliliğinin sağlanmasında merkezi bir rol oynar. Bu yönüyle töre, Türk tarihinde yalnızca geçmişe ait bir değer değil, kimliğin devamlılığını sağlayan kurucu bir ilkedir.