Bilindiği üzere, senelerce Türklerin Altay Dağları civarında ortaya çıktığı ve dünya yüzüne buradan yayıldıkları kabul edilegelmiştir. Oysa bu nazariye, aslında Batı’nın Şarkiyatçılık – Oryantalizm, yani Batı’nın Doğu’ya tahakküm edip onu istismar etmek üzere geliştirdiği tetkikat illetine gırtlağına kadar batmış olduğu zamanlarda ortaya atılmıştır. Batılılar bu nazariyeyi ileri sürdükten sonra, biz de bunu kendi öz malımız gibi sahiplenip bütün tarihimiz bunun üzerine inşa etmeye çalıştık. Bugün de bu telakkinin fikrî bir mütemmim cüzü olsa gerek, Altay Dağları civarında hâlen yaşamaya devam eden Türk toplulukları, en kadim Türk halkaları olarak takdim edilmektedir.
İsminde ilk kez “Türk” adının geçtiği söylenen Göktürk Devleti’ni kuranların bu dağlık bölgede ortaya çıktıkları kabul edilebilir. Peki ya Göktürkler öncesinde nerede idi Türklerin ataları? Göktürklerin Altay Dağları civarında ortaya çıktıkları iddiası bile başlı başına bir mesele aslına bakılacak olursa. Her şeyden önce, Göktürklerin Türk tarihçiliğinin Türk kabul ettiği Asya Avarları olarak da bilinen Cücenler veya Ruranların demircileri olduğu malum bir konudur. Göktürklerin “Kağan” ünvanını ilk kez kullandığı bilinen bu halkın demircileri olmaları hasebiyle Altay Dağları civarında, yani demir madenlerine yakın yerlerde bulunmaları mantığa gayet uygundur. Ancak Göktürkler buralarda iken Türk kabul edilen bu Avarlar, daha güneybatıda, Moğolistan, İç Moğolistan sahasında temerküz etmiş ve Kore’ye kadar uzanan bir devletin sahipleriydiler. Yani kendileri de Türk olan Avarların Altaylardan neşet etmiş olmaları ihtimali akla yatkın değildir. Eğer öyle olsa idi Göktürkleri demircileri olarak kullanmazlar, o dönemin silah sanayisi açısından en değerli maden olan demiri kendileri çıkarırlardı. Göktürklerle ilişkili bir diğer mesele, dönemin Çin kaynaklarının da kaydettiği üzere, Asya Hunlarının devamı mahiyetinde bir Türk boyu oldukları iddiasıdır. Hunların da köken itibarıyla Altay Dağları ile ilişkili oldukları oldukça şüphelidir. Hun dünya telakkisinde ana vatanın çok daha güneybatıya yerleştirildiği anlaşılmaktadır. Hunların bugün İç Moğolistan’da yer alan Ordos bölgesini, yani çok daha güneybatıdaki bir araziyi tarihî vatanları olarak gördüklerini kaynaklar kaydetmektedir. Nitekim Hun yöneticilerinin mezarlarını ihtiva eden Noin Ula Kurganlarının da bu bölgede yer alması bu kayıtları destekler mahiyettedir. Ancak yine de gerek Avarların gerekse Hunların Altay Dağları civarından neşet edip buralara yayıldıklarını iddia etmek akla çok aykırı değildir.
Ancak Hun – Avar – Göktürk çağının öncesine bakıldığı zaman, iş oldukça girift hâle gelmektedir. Doğu Avrupa’dan Asya içlerine kadar uzanan muazzam bir arazide hüküm sürmüş olan İskit / Sakaların Altay Dağlarından dünyaya yayıldıklarına dair herhangi bir ikna edici delil bulunmamaktadır. Hatta kendilerini çok daha Batı’ya, günümüzdeki Güney Rusya – Ukrayna arazisine konumlandırdıkları anlaşılmaktadır. Zira kaynaklarda Çar İskitleri veya Kraliyet İskitleri olarak geçen yönetici boylar buralarda yaşamaktaydı.
Mesele Sümercede bulunan Türkçe olduğu kesin olarak tespit edilmiş kelimeler dikkate alınarak mütalaa edildiği zaman, iyice içinden çıkılmaz hâle gelmektedir. Zira tarihte Beynü'l-Nehreyn, yani “iki nehir arası (Dicle ve Fırat)” olarak bilinen arazide bilinen ilk büyük medeniyeti kurmuş olan bu halkın daha doğudan bir yerden gelmiş olmalarına rağmen, Altay civarında bulunduklarına dair herhangi bir kayıt ya da başka delil mevcut değil. Göktürklerden üç – dört bin yıl önce yaşamış olan bu halkın diline giren Türkçe kelimeler, Göktürk çağında Altay dağları civarında olan Türklerin bu dağların etrafında ortaya çıkmış olmaları ihtimal dışındadır. Eğer Sümerlerin kendileri Türklerin ataları değilse, Türklerin atalarının Sümerlerle karşılaşabilecekleri bir yerde olmaları gerekiyor. Her iki durumda da Türklerin atalarının Altay Dağları civarında olmadıkları rahatlıkla söylenebilir.
Meseleye dilcilik açısından bakıldığı zaman, vaziyet daha da içinden çıkılmaz bir hâl almaktadır. Altay Dilleri Teorisinin tashih ve tadil edilmiş bir şekil olan Transavrasya Dilleri Ailesine göre, Türkçe, Moğolca, Tunguzca, Korece ve Japoncanın atasını teşkil eden farazi dil, Kuzey Doğu Asya’da konuşulmuş ve Batı Liao Nehri civarından Erken Orta Neolitik devirden itibaren tedricen dünyaya yayılmıştır. Bu iddia da Türklerin Altaylar civarından dünyaya yayıldıkları iddiasını berhava etmektedir.
Türklerin ataları ile ilgili olduğu ileri sürülen tarih öncesi kültürler Türklerin dış dünya ile olan ilişkilerini destekler mahiyette değildir. MÖ 3300 ile MÖ 1700 yılları arasında Güney Sibirya, Altay Dağları ve Minusinsk Havzası'nda görülen Afanesyevo Kültürü; MÖ 2000-900 yılları arasında Ural Dağları'ndan Yenisey Nehri'ne, Sibirya'dan Tanrı Dağları'na kadar geniş bir coğrafyada yayılmış, atlı ve konar-göçer bir kültür olan Andronovo Kültürü ve MÖ 1200 ile MÖ 700 yılları arasında Güney Sibirya, Altay Dağları ve Yenisey Nehri çevresinde gelişmiş bir Tunç Çağı ve erken Demir Çağı kültür olan Karasuk Kültürü, Türklerin atalarının Altaylar civarında ortaya çıktığı iddiasını destekler gibi görünse de mesela Sümercedeki Türkçe kelimeleri ve Transavrasya Dillerinin ortaya çıkış nazariyesi ile uyumlu değildir. Bu tarih öncesi kültürlerin kendi içlerindeki uyum cihetinden de birtakım soru işaretleri barındıran taraflar mevcuttur. Andronovo Kültürü, kendinden eski ve kendinden yeni olan Afanasyevo ve Karasuk Kültürlerine göre daha batıda görünmektedir. Altaylar civarına konumlandırılabilecek olan Afanasyevo Kültürü’nden sonra gelen Andronovo Kültürü, çok daha batıdaki Ural Dağlarına doğru kaymış, ama kendinden sonraki Karasuk Kültürü devrinde yine doğuya Altay dağları civarına gelmiştir.
Bir diğer mesele, Etrüks meselesidir. MÖ 6. yüzyıla kadar günümüz İtalya'sının Tiber ile Arno nehirleri arasında yer alan Etruria bölgesinde yaşamış olan bu halk, bilindiği üzere Roma medeniyetinin temelinde bulunan medeniyeti kurmuşlardır. Kurttan süt emen çocuklar olan Romus ve Romulus hikâyesinin de Romalılara Etrükslerden geçtiği iddialar arasındadır. İtalya’ya Asya’dan ve muhtemelen Anadolu’dan göç ettikleri ileri sürülen bu halkın da Türklerin atalarıyla ilişkili olduğu zaman zaman ortaya atılan iddialardandır.
Nitekim son zamanlarda Türklerin ata yurdunun neresi olduğu ile ilgili çeşitli iddialar ortaya atılmıştır. Kimileri Türklerin atalarının Doğu Avrupa’da Karadeniz’in kuzeyinde bir yerlerde ortaya çıkmış olması gerektiğini ileri sürerken kimileri Doğu Anadolu’da bir yerlerde olması gerektiğini iddia etmektedir, hatta Türklerin atalarının MÖ 13.-12. yüzyıllarda Truva’da olduklarını öne sürenler dahi mevcuttur. Son zamanlarda ise bundan 9.000 yıl önce, günümüzde Türkmenistan’la İran’ın hudut bölgelerinde yer alan Kopet Dağlarının güneyinde bulunduğu ileri sürülmüştür. Türk-Sümer temaslarının da bu arazide cereyan ettiği ileri sürülen iddiaların arasındadır.
Görüldüğü üzere, Türklerin tarih öncesi ile ilgili kafalar oldukça karışıktır ve günümüz Türk tarihçiliğinin bu konuda ortaya koyduğu herhangi bir tutarlı nazariye de mevcut değildir. Günümüz Türkiye’sinde tarihçiliğin bu konuda yetersiz kaldığına şüphe yok. Bu sebeple Türk Akademisi acilen bu konuya eğilmeli ve bütün Türklerin ortak atalarının nerede ortaya çıktığı konusu aydınlatılmalıdır.