Süt ve Sinema

Süt saflıktır evrensel dilde ve tabii sinema dilinde de…

Ancak film içerisinde antagonist karaktere süt içirmek, izleyiciyi bilinçli bir çelişkinin içine sürüklemektir...

Kötü karakter sütü (saflığı) tüketir ama senaryo gereği elinden geldiğince çevresine zarar vermeye devam eder. Biz de süt içen kötü karakteri görür ve değer yargılarımızın alt üst oluşuna tanık oluruz…

Mesela; No Country For Old Men filminde elinde tuttuğu oksijen kaynağını bir silah gibi kullanıp otoyolda ansızın durdurduğu adamı acımasızca öldürdükten hemen sonra sütünü içer Anton Chigurh. O an izleyici düşünür: Süt saflık değil midir? Anton Chigurh gibi sosyopat bir katilin elinde ne işi vardır?

Aynı şekilde Kubrick filmi olan A Clockwork Orange'da toplumsal düzene karşı çıkan Alex DeLarge tüm kinini kustuktan sonra sütünü mutlu bir ifadeyle içer. Zira aynı durum Alman Nazi subayı Hans Landa için de geçerlidir. Ve tabii kült film Leon… Kiralık bir katil olan Leon sütünü yudumlarken izleyici de alt üst olmuştur ki süt bu karakterlere ne kazandırmaktadır?

Aslında cevap nettir; önce de bahsettiğim gibi süt saflıktır ve tam tersini ifade eden antagonist karakterlere içirilerek; içinde daha önce öldürdüğü iyi insanı gösterme olarak yorumlanabilir. İzleyici olarak gördüğümüz tüm kötülüklerin yanında bizim de evde canımız çektiğinde tükettiğimiz bu içeceği içmeleri, o karakterler aracılığıyla bize şu soruyu sordurur: Acaba bizim de içimizde karanlık bir yan var mı?

Sonra izleyici bu durumu içselleştirmeye başlar kendime sorular sorar…

Peki bugün siz de sütünüzü içtiniz mi?