On İki Ada’da Can Çekişen Türklük

Menteşe Adaları olarak da bilinen On İki Ada’nın kaybı, Türk tarihinin elim sayfalarından birini teşkil etmektedir. Bilindiği üzere, Devlet-i Aliye’nin zayıf düşmesi ile Osmanlı memleketlerine üşüşen Batılı devletler, memleketin her parçasını işgal etmeye başlamışlardı. Bu meyanda, Trablusgarp Harbi esnasında, On İki Ada da İtalya tarafından 1912’de işgal edilmiş ve Uşi Antlaşması ile de geçici olarak İtalya’ya bırakılmıştır. 1923 Lozan Antlaşması ile de Türkiye, On İki Ada üzerindeki haklarından vazgeçmiş ve adalar üzerindeki İtalyan hâkimiyeti kesinlik kazanmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında da Paris Barış Antlaşması ile 1947’de On İki Ada Yunanistan’a bırakılmıştır.

Bu olaylar manzumesi, Türkiye’de maşerî vicdanda Rumeli’nin kaybı gibi, Kutsal Toprakların, Musul’un, Suriye’nin kaybı gibi tarihî acı tecrübeler olarak yerini almış ve pek çok eski vatan toprağı gibi On İki Ada da Türk gönül coğrafyasından neredeyse silinmiştir. İşin daha acısı, On İki Ada gibi, On İki Ada Türkleri de unutulmuştur.

Günümüzde Rodos ve İstanköy’de yaşayan On İki Ada Türklerinin nüfusu, 20. yüzyılın başlarında 20.000 kişi civarında idi. Günümüzde ise bu nüfus, maalesef 6.000 kişiye gerilemiştir. On İki Ada, Yunanistan hâkimiyetine geçtikten sonra, Türkler, Türkiye’ye göç etmeye başlamışlar ve bilhassa 1954, 1964-65 ve 1972-74 yıllarında göç artmış ve 10.000 civarında Türk adalardan kaçmıştır. On İki Ada Türkleri, adaların Türk hâkimiyetinden çıkmasının üzerinden geçen bir asır boyunca yalnızca nüfus kaybına uğramamış, ciddi bir şekilde kültürel baskı altına da girmişlerdir. Batı Trakya Türklerinin haklarını emniyet altına alan Lozan Barış Antlaşması imzalandığı zaman, yani 1923 yılında, On İki Ada Yunanistan toprağı olmadığı için, Yunanistan Lozan hukukunu, On İki Ada Türkleri için işletmeyi reddetmekte ve bu Türk zümresinin kültürel haklarını tanımamaktadır. 1972 yılında, Rodos’ta faaliyet gösteren Süleymaniye Medresesi dâhil olmak üzere üç Türkçe-Yunanca çift dilli okul ve İstanköy’de iki çift dilli okul kapatılmıştır. O günden günümüze adalarda Türkçe eğitim veren hiçbir okul bulunmamaktadır.

Eğitimdeki bu uygulama, Türkçenin genç nesillere aktarılmasında birtakım olumsuzluklara sebep olmuştur. Türkçenin aile ve kimlik dili olarak devam ettiği kesimler bulunmakla beraber, bilhassa genç nesil arasında Yunanca baskın dil hâline gelmiştir. Acilen önlem alınmadığı takdirde, bir iki nesil içerisinde adalardan Türkçenin tamamen silineceği artık aşikârdır.

Yunan devletinin tatbik ettiği menfi uygulamalardan, adalardaki Türk maddi kültür mirası da payını almıştır. 1947 sonrasında adaların İtalya’dan Yunanistan’a geçmesiyle, başta İtalyan devrinden kalan düzenlemeler devam ettirilmiş ve Türk-İslam Cemaati, vakıflar ve müftülük ekseninde teşkilatlanmıştı. Ancak teşkilatlanma zaman içerisinde fiilen uygulanmaz hâle getirildi.

On İki Ada’da beş asırlık bir maziye sahip olan bu Türk zümresinin tarih sahnesinden tamamen silinmesine mani olmak için, Türkiye acilen önlemler almak durumundadır. Milletlerarası müesseseler nezdinde harekete geçilerek Yunanistan’ın ya mensubu bulunduğu Avrupa Birliği hukukunu işleterek ya da On İki Ada Türkleri için de Lozan hukukunu işleterek kültürel haklarının emniyet altına alınmasını temin etmek için teşebbüslerde bulunulmalıdır.

Bu teşebbüslerde geç kalındığı takdirde, geri dönülmesi çok zor bir noktaya gelinmesi, Rodos ve İstanköy Türklüğünün de Girit ve diğer adalar Türklüğü gibi tarihe karışması mukadder görünmektedir.