“Korkma! Sönmez Bu Şafaklarda Yüzen Al Sancak…”

Türk milleti için bayrak, yalnızca bir devlet alameti değildir. Vatanın bölünmez bütünlüğünü, bağımsızlık iradesini, şehitlerin emanetini ve millî onuru temsil eden kutsal bir değerdir. Ay yıldızlı al bayrak, tarih boyunca Türk toplumunun ortak hafızasında varoluşun simgesi olmuştur. Uğruna can verilmiş, uğruna destanlar yazılmıştır. Bu nedenle Türk bayrağına yönelik her saldırı, yalnızca fiziksel bir eylem olarak görülmez, milletin ortak değerlerine ve egemenlik bilincine yönelmiş sembolik bir tehdit olarak algılanmaktadır.

Mehmet Âkif Ersoy’un İstiklâl Marşı’nda dile getirdiği “Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak…” mısraı, Türk milletinin bu simgeye yüklediği anlamın en veciz ifadesidir. Bu söz, bayrağın milletin varlık sebebi ve geleceğe dair sarsılmaz inancının timsali olduğunu ortaya koymaktadır. Nitekim yakın dönemde yaşanan olaylar, bu inancın sosyal hayatta hâlâ ne denli güçlü olduğunu açık biçimde göstermektedir.

Türk bayrağına yönelik saldırılara karşı gelişen tepkiler belirli bir döneme veya mekâna özgü değildir. Tarihsel sürekliliğe sahip bir millî refleksin ürünüdür.

1996 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırında, Birleşmiş Milletler gözetimindeki Yeşil Hat bölgesinde yaşanan olay bu refleksin en çarpıcı örneklerinden biridir. Rum protestocu Solomos Solomou’nun Türk bayrağını indirmeye teşebbüs etmesi, Türk askerinin defalarca yaptığı uyarılara rağmen sürdürülmüştür. Bayrağa uzanan bu girişim, sonuçlarıyla birlikte Türk kamuoyunda egemenliğe yönelik bir meydan okuma olarak değerlendirilmiştir. Bu olay, bayrağın dokunulmaz bir değer olduğunu göstermiştir.

Benzer bir hassasiyet, Türkiye sınırları içinde de defalarca ortaya çıkmıştır. Antalya’da bir polis merkezinin bahçesinde gönderdeki Türk bayrağını indirmeye çalışan şahsa karşı güvenlik güçlerinin müdahalesi, devletin resmî alanlarında bulunan bayrağın doğrudan devlet otoritesini temsil ettiği gerçeğini bir kez daha teyit etmiştir. Aynı şekilde Şanlıurfa’nın Birecik ilçesinde bayrağı indirmeye çalıştığı iddia edilen bir kişinin yakalanmasının ardından vatandaşların gösterdiği yoğun tepki, bayrağın toplum vicdanındaki yerini açıkça ortaya koymuştur.

Bu örneklere son olarak 20.01.2026 tarihinde Türkiye’nin güney sınır hattında yaşanan ve “hain bir saldırı” ve “açık bir provokasyon” olarak nitelendirilen olay eklenmiştir. Suriye tarafında terör örgütü yandaşları tarafından Türk bayrağının hedef alınması, bu tür eylemlerin rastlantı olmadığının göstergesidir. Türkiye’nin millî birlik duygusunu, sınır güvenliğini ve terörle mücadeledeki kararlılığını zayıflatmayı amaçlayan bilinçli girişimler olduğunu göstermektedir.

Bayrağa yapılan her saygısızlık, toplumun “biz” duygusuna yönelmiş bir saldırı olarak algılanmaktadır. İş te tam da burada şu sözün anlam devreye yeniden girmektedir. İstiklâl Marşı’ndaki “Korkma!” hitabı, yalnızca geçmişte verilen basit bir moral ya da motivasyon niteleği taşımaz. Aksine bayrağa yönelik her saldırı karşısında milletin sergilediği duruşun özetidir. Çünkü Türk milleti için al sancak, şafaklarla birlikte sönmeyecektir. Her provokasyon karşısında daha da anlam kazanacaktır.

Türkiye, bir vatandır. Yalnızca coğrafi sınırlarla tarif edilemez. Ortak kaderle yoğrulmuş büyük bir millettir. Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine uzanan bu topraklarda; Türk’üyle Kürt’ü, Alevi’siyle Sünni’si, Çerkez’iyle Laz’ı aynı gökyüzünün altında yaşamış, aynı sevinci paylaşmış, aynı acıya omuz vermiştir. Bu birliktelik, soyla ya da mezheple değil; aynı vatana aidiyet ve aynı bayrağa duyulan hürmetle şekillenmiştir.

Ay yıldızlı al bayrak, bu coğrafyada yaşayan herkes için ayrı ayrı anlam taşımaz, birlikte anlam taşır. O bayrak; cephede can verenin, tarlada emek verenin, işçi ve patronun, ilim ve irfan sahibinin, sınırda nöbet tutanın, şehirde/köyde çocuk büyütenin de emanetidir. Rengi şehit kanından, gölgesi bin yıllık kardeşlikten beslenir. Bu nedenle bayrağa yönelen her tehdit, hepimizin ortak vicdanına yönelmiş bir saldırıdır.

Türk milletini güçlü kılan, sahip olduğu toplumsal zenginliği ayrıştırıcı değil bütünleştirici bir değer olarak kabul ederek bunu aynı sancak altında birleştirebilme iradesidir. İşte bu irade sayesinde ne provokasyonlar ne nifak girişimleri ne de dışarıdan yöneltilen karanlık hesaplar hedefine ulaşabilir. Çünkü bu topraklarda bayrak, sadece dalgalanmaz; birleştirir, korur ve hatırlatır.

Ve hatırlattığı hakikat şudur:

Bu vatan birdir, bu millet birdir; şafaklar doğdukça, al sancak hepimizin üzerinde aynı gururla dalgalanacaktır.