Hareket Etmek Neden Zor Geliyor?

Sabah alarm çalıyor. “Bugün biraz yürüyeyim” diye düşünüyoruz. Gün başlıyor, işler uzuyor, akşam oluyor… Ve gün yine hiç hareket etmeden bitiyor. Aslında çoğumuz sporun, yürüyüşün ya da basit bir hareketin sağlığımız için iyi olduğunu biliyoruz. Buna rağmen harekete geçmek çoğu zaman zor geliyor. Peki neden?

Bu sorunun cevabı sanıldığı kadar basit değil. Mesele sadece üşengeçlik ya da zaman bulamamakla açıklanamaz. Modern yaşam, fark etmeden bizi daha az hareket eden bireyler hâline getiriyor. Eskiden günlük hayatın doğal bir parçası olan hareket, bugün bilinçli olarak planlanması gereken bir aktiviteye dönüşmüş durumda. Asansörler, araçlar, ekranlar ve masa başı işler; bedenimizi değil, daha çok zihnimizi meşgul ediyor.

Bir diğer önemli neden, hareketi çoğu zaman “spor” ile eş anlamlı düşünmemiz. Spor salonu, özel kıyafetler, uzun süreler… Bunlar gözümüzde büyüdükçe hareket etmek de gözümüzde daha zor bir hâl alıyor. Oysa hareket; yürümek, merdiven çıkmak, ev içinde aktif olmak ya da kısa molalarda ayağa kalkmak gibi oldukça basit davranışları da kapsıyor. Ancak biz çoğu zaman “ya tam yapmalıyım ya hiç” düşüncesine kapılıyoruz.

Psikolojik boyutu da göz ardı etmemek gerekiyor. Günlük stres, zihinsel yorgunluk ve yoğun tempo, bedensel harekete karşı isteksizlik yaratabiliyor. İlginçtir ki hareket etmek, aslında bu yorgunluğu azaltabilecek en etkili araçlardan biri. Buna rağmen, tam da bu yorgunluk nedeniyle harekete geçemiyoruz. Böylece bir kısır döngü oluşuyor: Yoruldukça daha az hareket ediyor, daha az hareket ettikçe kendimizi daha yorgun hissediyoruz.

Bir başka faktör ise alışkanlıklar. İnsan bedeni kadar zihni de rutine alışıyor. Uzun süre hareketsiz bir yaşam süren bireyler için hareket etmek, başlangıçta gerçekten zorlayıcı olabiliyor. Ancak bu zorluk bedenin yetersizliğinden değil, alışkanlıkların direncinden kaynaklanıyor. Küçük ve düzenli adımlarla bu direnci kırmak mümkün.

Toplumsal olarak da hareketten uzak bir yaşam biçimini normalleştirmiş durumdayız. Uzun süre oturmak, gün boyu ekran karşısında kalmak artık olağan kabul ediliyor. Oysa bedenimiz bu kadar uzun süre hareketsiz kalmak üzere tasarlanmadı. Bu uyumsuzluk zamanla halsizlik, isteksizlik ve çeşitli fiziksel rahatsızlıklar olarak karşımıza çıkıyor.

İşin güzel tarafı şu: Hareket etmek zor geliyorsa, çözüm yine hareketin kendisinde gizli. Büyük hedefler koymak yerine küçük başlangıçlar yapmak; beklentiyi düşürüp sürekliliği artırmak çoğu zaman yeterli oluyor. Beş dakikalık bir yürüyüş, bir telefon görüşmesini ayakta yapmak ya da gün içinde birkaç kez esnemek bile anlamlı bir fark yaratabiliyor.

Hareketi bir görev ya da zorunluluk olarak görmek yerine, kendimize ayırdığımız küçük bir iyilik gibi değerlendirmek bakış açımızı değiştirebilir. Çünkü hareket yalnızca kasları değil; ruh hâlini, enerjiyi ve yaşam kalitesini de besler.

Sonuç olarak hareket etmek zor geliyor olabilir. Ancak çoğu zaman zor olan, hareketin kendisi değil; ona başlamaktır. Küçük bir adım attığımızda, bedenimizin bu davete sandığımızdan çok daha hızlı karşılık verdiğini fark ederiz. Aslında hareket, zor olduğu için değil; ertelendiği için hayatımızdan uzaklaşıyor.