İnsanoğlunu diğer canlılardan ayıran en temel özellik -diğer canlılarda da farklı iletişim şekilleri olmasına rağmen- bir dile sahip olması ve dille iletişim kurabilmesidir. Tam olarak bilinmemekle beraber yeryüzünde 5000 civarında dil olduğundan bahsedilmektedir. Bu diller arasında küçük bir grubun konuştuğu ve sadece günlük yaşantılarını sürdürmelerini sağlayacak kadar sözcük yada sese sahip diller de bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse Brezilya’da yalnızca 6 kişinin konuştuğu bir dil dahi bulunmaktadır. Bu tür dillerin büyük çoğunluğunu, herhangi bir alfabeleri ya da yazıya geçmiş halleri (ve edebiyatları) olmayan diller oluşturmaktadır. Keza, herhangi bir yazı ya da harfin yer almadığı ancak sadece sesle iletişim kurulan Afrika kabilelerine özgü şaklamalı diller de insanoğlunun halen iletişim kurduğu diller arasında yerini almıştır. Şaklamalı dillere güzel bir örnek, bir dönem çok revaçta olan Tanrılar Çıldırmış Olmalı filmindeki yerlilerin kullandığı dildir. 5000’e yakın dediğimiz yeryüzündeki dillerin birçoğuna gündelik yaşantımızda, internette, eğitim ve kurslarda rastlamamaktayız. Bu sayıya ulaşılmasında dünyada en çok dilin konuşulduğuna inanılan Endonezya kuşkusuz büyük katkı sunmaktadır.
Öte yandan, insanoğlunun; daha doğrusu bir tür olarak Homo Sapiens Sapiens’in sesleri ve çağlar içinde oluşturduğu ve kurallara bağladığı dillerden birçoğu da yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır ya da hali hazırda yok olmuş diller bulunmaktadır; son konuşucusu Türkiye’de olan (Tevfik Yetenç) ve bir Kafkas halkı olan Ubıhların dili Ubıhça bunlardan biri olarak gösterilebilir. Ayrıca, teknolojik gelişmelere, sosyo-ekonomik koşullara ve kentleşmeye bağlı olarak bugün konuşulmakta olan birçok dilin de ileride kaybolması muhtemeldir. Homo Sapiens Sapiens, öncülü olan diğer insan türlerinden ve canlı formatlarından daha gelişmiş ve ileri bir zekâ yapısına sahip olarak, binlerce dil, ses ve tınıyla iletişim kurmayı başarmış ve birçok dili de karmaşık kurallara ve sistemlere bağlamış bulunmaktadır. Homo Sapiens Sapiens’ten önceki insansıların ya da insan türlerinin birtakım seslerle bugünkü anlamda olmasa da bir dil geliştirmiş olabileceği varsayılmaktadır. Ancak bu tezler teyide muhtaçtır. Bu konuda yazılmış güzel bir kitap olarak, 2020’de Varyant Yayınları tarafından yayımlanan, Caner Kerimoğlu’nun Neandertaller Konuşur muydu? İnsanın ve Dilin Kökenine Bir Yolculuk adlı kitabını tavsiye ediyorum.
İnsanoğlu, dil adlı mucizevi enstrüman sayesinde kendisiyle aynı türden olan ancak farklı ırk ya da renklere mensup, Homo Sapiens Sapiens’in diğer temsilcileriyle iletişim kurmuş; ticaret yapmış, diplomatik ilişkiler tesis etmiş ve karşılıklı kültürel etkileşim içinde olmuştur. İnsanoğlunun bugüne kadar kaydettiği teknolojik, bilimsel ve kültürel ilerleme, dillerin bu karşılıklı alışverişiyle ve dillerin karşılıklı aktarımıyla, yani tercümeyle gerçekleşmiştir. İnsanın karşılaştığı ve artık son sürat giden teknolojik dönüşümlerde dil temel rol oynamıştır oynamasına ama insanın yarattığı yapay zekâ ve teknolojiyle artık topluluklar arasındaki dil engelleri ortadan kalkmakta; ChatGPT, Google Translate, DeepL vb. yapay zekâ araçlarıyla insanlar gerek yazılı gerekse sözlü olarak çoğu zaman çevirmene ihtiyaç duymaksızın iletişim kurabilmektedir. Yazılı çeviri konusunda ciddi aşama kaydeden bu araçların yanı sıra çeşitli firmaların ürettiği sözlü iletişim kurmayı sağlayan cihazlar ve programlar, insanların karşısındakinin konuştuğu dilin tek kelimesini bilmese de en azından temel düzeyde mesajını iletmesini sağlamaktadır. Bütün bu gelişmeler, daha doğrusu dönüşümler, o kadar hızlı seyretmektedir ki, bugünden 5 ya da 10 sene sonrayı öngörmek imkânsız hale gelmektedir. Peki, insanların iletişim kurmasına; yazılı ve sözlü metinlerin hızlı ve doğru bir şekilde çevrilmesine imkân veren bu araçlar, insanın artık kendi ana dili ya da ülkesinin resmi dili dışında bir dili öğrenme gereğini ortadan kaldırmakta mıdır?
30 yıla yakın süredir yazılı ve sözlü çeviri yapan bir mütercim-tercüman olarak bu gelişmelerin mesleğimizi tehdit ettiğini söyleyebilirim. Ancak bu gelişmeler mesleğimizi tam anlamıyla ortadan kaldırmayıp, insanın yapay zekâ çevirilerinin kontrolünü yapmasına her zaman ihtiyaç duyulabileceğini ve özellikle edebiyat çevirisi gibi daha insani yönü ağır basan metinlerin çevirisinde ve devletlerarası ilişkilerde ve heyetler arası görüşmelerde insan olan tercümanın halen kullanılmaya devam edeceğini ve mesleğimizin daha az kişinin yaptığı, niş bir mesleğe evrilebileceğini de söyleyebilirim. Gelgelelim konu burada aslında mütercim-tercümanlık mesleğinin ortadan kalmasından ziyade, insanın yani Homo Sapiens Sapiens’in bundan sonra yabancı bir dili öğrenip öğrenmeyeceği konusudur. Eğer yukarıda anılan yapay zekâ araçları ya da teknolojik cihazlar sizin her dilde iletişim kurmanızı sağlıyorsa (dil öğrenmeye hevesli ve yetenekli bir kişi değilseniz şayet) uzun süre vakit ayırıp, birçok güçlüğe katlanıp başka bir dili neden öğrenesiniz ki? Küresel bir dil olarak İngilizceyi ele alalım. İnsanlar bu dili öğrenmek için yığınla çaba, zaman ve para harcıyorlar. Teknolojinin bize sağladığı olanaklar (elektronik sözlükler, dil öğrenme portalları vb.) İngilizce öğrenmemize bir ölçüde belki katkı sunabilir; ancak günün sonunda eğer bu dili bir kuruma ya da şirkete girip çalışmak ya da yeri gelince profesyonel toplantılarda yazılı ve sözlü iletişim kurmak için öğreneceksek (ki birçok kişi bu amaçla öğrenmektedir; örneğin Türkiye’de çoğu kişi İngilizce kurslarına sadece bir kamu kurumunun vb. sınavlarında başarılı olmak için gitmekte ve sınavı kazanmasına yardımcı olacak bilgileri almakla yetinmektedir) o zaman kendimizi zorlamanın bir manası var mı? İngilizceyi en fazla temel düzeyde öğrenip, ileri düzey İngilizce gerektiren konuları yapay zekaya havale edebiliriz. Öte yandan, İngilizce dışındaki dilleri öğrenmemize de gerek kalmaz; hatta kendi dilimizi bile geliştirme gereği duymayabiliriz ve sadece yukarıda andığımız, dünyaya kapalı yerli topluluklar gibi minimum düzeyde kelime ve ifadeyle yaşar hale gelebiliriz.
İşte; yapay zekâ ve benzeri teknolojik enstrümanlar, işimizi çok kolaylaştırıyor. İleride çalışmak zorunda da kalmayacağız. Belki günde 3 saat çalışmak yeterli olacak ve teknoloji, her şeyi olduğu gibi, çalışma ekonomisini, istihdam koşullarını, işçi-işveren ilişkilerini, sendikaları, siyasi kurumları, devleti, işletmeleri, ulaşımı, velhasıl her şeyi işimizi bizi daha az yoracak şekilde dönüştürecek. Bunun önünde durmak da mümkün değil. Ancak; Homo Sapiens Sapiens’i en ileri canlı ve insan türü yapan en temel özellik olan dilin gereksizleşmesi, makineleşmesi ve asgari düzeyde kalması, yine kaçınılmaz olarak insanoğlunu teknolojik bir ilkelliğe itecek ve zaman içinde yalnız, amaçsız ve yapay bir organizmaya dönüştürecektir. O bakımdan: Dünyanın Tüm İnsanları! İnsan kalabilmek İçin Dillerinize Sahip Çıkın ve Dillerinizi Geliştirin!