Türk Dil Kurumu (TDK), her yıl olduğu gibi bu yıl da yılın kelimesini açıkladı. Ankara Üniversitesi İletişim Araştırmaları ve Uygulama Merkezi (İLAUM) ile ortaklaşa yürütülen ve TDK’nin internet sitesi üzerinden gerçekleştirilen, 300 bini aşkın kişinin katılım sağladığı halk oylaması sonucu 23 kişilik değerlendirme kurulu 2025 yılının kelimesini açıkladı: ‘Dijital Vicdan.’ Bu yeni kelime, duyduğumuzda hemen hiçbirimiz için bir şey ifade etmiyor ya da çağrışım yapmıyor. Ancak bir an için Ortaylıvari bir söylemle ‘yoksa cahil miyim’ girdabına düşüp enseyi karartmayın. Zira bu kelime, oylamaya katılan insanlar için de muhtemelen pek bir şey ifade etmedi. TDK, İLAUM ile birlikte bu halk oylamasını ya da anketi gerçekleştirirken 5 yeni kelime seçti ve bunların hangisi yılın kelimesi olsun diye katılımcılara sordu. Katılımcılar da diğer kelimeler arasından ‘Dijital Vicdan’ kelimesini seçti. Hadise bu!
Peki nedir bu Dijital Vicdan; vicdanın dijitali mi olurmuş yahu? Gelin doğrudan kelimenin sahibi TDK’ye soralım. “TDK’ye göre insanlar çoğu zaman gerçek hayatta sorumluluk almadıkları ya da almak istemedikleri konularda, sosyal medyada bir paylaşım ya da beğeniyle ‘vicdanlarını rahatlatma’ eğilimine girmektedir. Bu durum, bireysel duyarlılığı pasifleştirerek Gazze vicdanı ‘tıklanabilir bir işlem’ e indirgemektedir. Beğeni, paylaşım ve yorum yapan bireyler bir ‘tıklama’ aracılığıyla insani görevlerini yerine getirdiğini hissetmektedirler. Merhamet ve insaf duygusunu ise sembolik görünürlükle sınırlamaktadır. Bu nedenle ‘dijital vicdan’ kavramı, çağımızda vicdanın dijital ortamda aldığı bu yeni, çoğu zaman yanıltıcı işlevi anlatan gerekli bir kavram olarak dilimizde yerini almalıdır. Mesela Gazze ve Doğu Türkistan gibi kamuoyunun gözleri önünde gerçekleşen insanlık dramlarında, ilgili konunun sosyal medya içeriğini beğenmek ve hatta bu durumlar için ‘içerik üretmek’, o olayın gerçekliğini bozarak, bireyde sanal bir vicdani rahatlama yaratarak, bireyi sosyal ve bireysel sorumluluktan uzak tutmaktadır.” (Kaynak: https://tdk.gov.tr/icerik/basindan/turk-dil-kurumu-2025-yilinin-kelimesi-kavramini-acikladi-dijital-vicdan/)
Bu yeni kelimeye ve kavrama birazdan döneceğiz. Peki, belki de yüzyıllardır kullandığımız; zaman zaman insanları eleştirmek, hatta kınamak için başvurduğumuz (vicdansız şeklinde) ve ahlaki ve insani bir değer olarak gördüğümüz vicdan ne demektir? Sözü bir kez daha TDK’ye verelim. TDK’ye göre vicdan, “Kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine düşünmesini sağlayan duygu” olarak tanımlanır. Bu tanımı doğru anlamak çok önemli; zira vicdan, kişinin kendi benimsediği ahlaki değerler temelinde düşünmesi ve ona göre hareket etmesi ve kişisel yargıda bulunması anlamına geliyor. Kuşkusuz bütün bunlar kişinin belli bir ahlâkî ve aklî olgunluğa erişmesini gerektiriyor. Yani vicdan, herkeste olabilen ya da otomatik olarak gelişen bir vasıf değil. Bir başka ifadeyle vicdan sahibi olabilmek için insanın her şeyden önce belli bir bilinç ya da bilme düzeyine ulaşması gerekiyor. Nitekim, vicdan kelimesinin etimolojik kökenine baktığımızda gerekli bilgiye, farkındalığa ve bilince sahip olmakla eşdeğer olduğunu görmekteyiz. Türkçedeki vicdan kelimesi, doğrudan Arapça kökenli. Arapça ‘v, c, d’ seslerinin bir araya gelmesiyle elde edilen bu kelimenin anlamı ‘bulmak ya da farkına varmak’ demek. Arapça ‘wacada’ kelimesi ‘buldu’ anlamına gelmekte. Vicdan, tasavvufta iseİLAUM vecd olma, Allah aşkı ile dolma anlamlarını taşıyor. Vicdan, Latince ‘conscientia’ şeklinde ifade ediliyor. Burada ‘con’, ‘ile, birlikte, yoluyla’ ön ekiyken, ‘scientia’ bilgi ya da bilme anlamına geliyor ve Latince ‘scire’ fiilinden kaynaklanıyor bu da ‘bilmek, bilincinde olmak, ayırt etmek ya da farkında olmak’ demek. Bu kelime, Yunanca ‘syneidesis’ten mülhem türetilmiş; yani Batı için asıl kaynak Eski Yunan’da bulunuyor. ‘Syneidesis’ kelimesi de ‘bilgiyle birlikte; bilerek’ anlamında kullanılmış. Rusçada ‘совесть’ (saviyest) şeklinde anılan vicdan, yine ‘bilgiyle birlikte ya da bilgi yoluyla’ manalarına geliyor. Anglo-Sakson ve Cermen aleminde de benzer bir yaklaşım söz konusu. Modern İngilizcenin ataları olan Angllar, vicdana ‘inwit’ (bilgi içinde) derken; Almanlar, ‘gewissen’ (birlikte bilmek); İskandinavlar, ‘samvete’ (beraber bilmek) adını vermiş. Doğu’ya gittiğimizde de durum çok değişmiyor. Birçok dilin atası olan Sanskritçede vicdan ‘vivek’ yani ‘bilmek, bilgi sahibi olmak’ ile karşılanırken, Japoncada ‘ryöshin’ yani ‘iyi kalp’ ifadeleriyle kendisine karşılık buluyor. Dolayısıyla gerek Batı’da gerekse Doğu’da vicdan, bilgiye sahip olmak, bilinçli olmak ya da iyi ahlâklı ve niyetli olmak anlamlarını taşıyor.
Burada elbette dikkat etmemiz gerekli husus, vicdan kavramını anlamak ve vicdan sahibi olabilmek, birçok dilde de ifade edildiği üzere bilmeden bilgiye sahip olmadan, bilginin ve hakikatin farkında olmadan, bilgiyi bulmadan geçiyor. Bu, kuşkusuz uzun bir yolculuğu beraberinde getiriyor insan için. Yani, bugünden yarına vicdan bulunmuyor ya da kaybolmuyor. Şimdi baştaki ‘Dijital Vicdan’ kavramına dönelim. TDK’nin tanımına da bakacak olursak, ‘Dijital Vicdan’, sosyal medyada vakit geçirmeyi artık rutin bir alışkanlık olarak gören günümüz insanının, insani krizler, dramlar, olaylar ya da haksızlıklar ve hukuksuzluklar karşısında fazla bir riske, maliyete ve çabaya katlanmaksızın -fazla da kılını kıpırdatmadan- olduğu yerden bir eylemi beğenmesi ya da protesto etmesi ve böylelikle kendisini ‘vicdanen’ (???) rahatlatması anlamına geliyor. TDK, elbette dilimize kattığı bu yeni sözcüğü aslında bir tür eleştiri ya da olmaması gereken olumsuz durum şeklinde düşünmüş. Yani, ‘Dijital Vicdan’, aslında insanın yaşanan olumsuz hadiseler karşısında sosyal medyada basit bir tıklamayla tepki gösterip, daha aktif bir tavır takınmaktan kaçınması; kendisini rahatlatarak bu rahatlamasını da cümle aleme duyurması demek. Peki, vicdan kelimesinin etimolojik kökenlerine ve derin felsefi anlamlarına döndüğümüzde mantıken ‘Dijital Vicdan’ kelimesinin, sosyal medyada ya da dijital ortamda, kişinin olan biteni bilmesi, hakikati anlaması, olanların farkında olması, hakikati bulması (wecede yani buldu) ve bilgiye sahip olması anlamına gelmesi ve olumlu bir çağrışımda bulunması gerekmez mi? Dolayısıyla burada uygun olan kelimenin ‘Dijital Vicdansızlık’ ya da ‘Dijital Cehalet’ olması gerekmez mi? Cahillik, mutluluktur demişler. Evet, bilmeyen, bilgiye sahip olmayan (dolayısıyla vicdanı olmayan) kişi mutludur; cahil kişiler, aynen sosyal medyada paylaşım yapanlar gibi kendilerini rahatlatarak mutlu kalmayı sürdürebilirler. Bilmek, insanı huzursuz ve mutsuz yapar ve sürekli araştırmaya iter. Ama bunun sonucunda insan, vicdanı bulur ve kemale erer. Bu da herkesin harcı değildir; sosyal medyada saatler geçirerek de elde edilmez. Velhasıl kelâm, haksızlıkla, hukuksuzlukla ve zulümle mücadele eden yüzbinlerce insan, milyarların ‘dijital vicdanına’ kalmış durumda; bir tıklama, bir beğeni ya da kızgın yüz emojisi bekliyor anlayacağınız. Artık hepimiz sosyal medyada yani dijital ortamda yaşıyoruz. Bilen de bilmeyen de; âlim de cahil de; gerçek bilgi de yalan da hep birlikte yaşıyor. Böyle bir ortamda vicdanın yani bilginin yolundan gidip Mevlâ'nızı da bulabilirsiniz; vicdanı terk edip belanızı da.