Birleşik Kafkasya Mefkûresi

Bilindiği üzere umumi olarak Kafkasya ve bilhassa Kuzey Kafkasya bir diller ve kültürler halitası görünümündedir ve dünyanın diller ve kültürler bakımından en karışık bölgelerinden biri konumundadır. Bu sebeple de tarih boyunca Arapça, İngilizce ve Rusça gibi farklı dillerde “Diller Dağı” manasına gelen isimlerle adlandırılmıştır. Çerkezcenin, Gürcücenin çeşitli lehçelerini; çeşitli Dağıstan dilleri ile Çeçence ve İnguşça başta olmak üzere Batsbiy dillerini; Ermenice; Osetçe, Tatça, Talışça gibi İrani dilleri ve Türkçenin çeşitli lehçelerini konuşan her üç semavi dinin çeşitli mezheplerinden onlarca, hatta yüzlerce halk asırlarca bir arada sulh içinde yaşamışlardır. Dünyanın çok az yerinde bu kadar farklı kültür ve dile sahip bu kadar fazla insan topluluğu, asırlarca sulh içerisinde yaşamayı başarabilmiştir. Tarih boyunca Kafkasya’da aşiret ve sülale seviyesinde, kan davası temelli çatışmalar sık sık tecrübe edilirken etnik temelli çatışmaların vuku bulması pek olağan değildi. Karmaşa zamanlarında dinî temelli çatışmaların da yaşandığı görülmüştür. Ancak bunlar da kitlesel savaşlar olmayıp kısa süreli mahallî çatışmalar niteliğinde olmuştur.

Dünyanın neredeyse hiçbir köşesinde görülemeyecek şekilde, bu kadar farklı dil, din ve kültüre sahip insan topluluğunun sulh içerisinde bir arada yaşayabilmesinin sırrı neydi peki? Kafkasyalılar, bütün farklılıklarına rağmen, bölgede asırlarca hâkim olmuş olan Türklerin dilini birleştirici bir unsur olarak kullanmayı başarmışlardır. Bazen bütün bölgeyi şamil, bazense mahallî Türk hanedan ve hükumetlerinin iktidarları altında, yan yana, hatta iç içe yaşamışlar, birbirleriyle ticari ilişki içerisine girmişler, akrabalık kurmuşlar, velhasıl asırlarca sulh içerisinde bir cemiyet hayatı tecrübe etmişlerdir.

Rus Çarlığı bölgeyi ele geçirdikten sonra da bu durum böyle devam etti. Bilhassa Kafkasya’nın Müslüman halkları, Tiflis’i kendine merkez edinen Rus yönetimine karşı, Türk dili ve İslam kültürü çatısı altında yeknesak bir gövde hâlinde direnmişlerdir. Şeyh Şamil’in İmameti ve bilhassa Rus Çarlığı çöktükten sonra kurulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, Rusların Kafkasya’ya yönelik siyasetlerini değiştirmelerine sebep olmuştur. Merkezi Temirhan-Şura (günümüzde Dağıstan’ın Buynaksk şehri) olan bu devlet, günümüzde Rusya Federasyonu içerisinde yer alan Çeçenistan, İnguşetya, Kuzey Osetya, Kabardey-Balkar Muhtar Cumhuriyeti, Dağıstan ve Karaçay-Çerkez Muhtar Cumhuriyeti gibi idari bölgelerin arazilerini ihtiva etmekte idi. Devletin resmî dili Türkçe idi ve ülkede eğitim – öğretim dâhil bütün resmî işler Türkçeyle icra edilmekteydi. Kabile dilleri ilkokul eğitiminde kullanılmakta, ancak orta öğretimden itibaren eğitim Türkçe verilmekteydi. Temirhan-Şura’da kurulan Öğretmen Okulu’nda yetişen öğretmenler, Kuzey Kafkasya’nın dört bir köşesine dağılıp Türkçe eğitim vermekteydiler.

Kızıl Ordu Kuzey Kafkasya’yı ele geçirdikten sonra, komünistler Birleşik Kafkasya’ya son verdi ve Kafkasya’da kabilelere dayalı mahallî idari yapılar tesis edildi. Kabile dilleri “hür gelişme hakkı” adı altında yazı dilleri hâline getirildi ve Türkçenin birleştirici rolü ortadan kaldırıldı. Ortak iletişim dili olarak da Türkçenin yerine Rusça ikame edildi. Yine de Dağıstan’da mahallî komünist önde gelenler, Türkçeyi 1932 yılına kadar resmî dil olarak muhafaza etmeye muvaffak olmuşlardır. Ancak bu yılda Dağıstan’da da 38 kabile dili resmî dil hâline getirilerek Türkçenin ülkedeki birleştirici rolüne son verildi. 1930’lu yılların sonlarında ise Sovyetler Birliği’nde “temizlik” adı altında gerçekleştirilen büyük baskı ve katliamların kapsamında, Celal Korkmasov ve Celaleddin Samurski gibi Dağıstanlı mahallî komünist önde gelenler de “Pantürkizm”, “Sovyet aleyhtarlığı” vs. gibi suçlamalarla idam edilerek cezalandırılmıştır.

Dağıstan’da da Türk dili ve kültürünün birleştirici rolü ortadan kaldırıldıktan sonra, bütün Kafkasya, uzun tarihî tecrübesinin aksine, kabile asabiyesini temel alan etnik çatışmaların alanı olmuştur. Elbette bu çatışmalar yalnızca uygulanan dil siyaseti neticesinde meydana çıkmamıştır. Sovyet yöneticileri, dil siyasetine koşut olarak tatbik ettikleri türlü sürgün, göç ve iskân siyasetleri ile de Kuzey Kafkasya’nın asırlar boyunca inşa edilen cemiyet hayatının dengelerini de alt üst etmişler ve etnik çatışmaları körüklemişlerdir.

Kafkasya, Sovyet idarecilerinin tasavvur ettikleri çeşitli tertip ve tedbirlerin neticesinde yangın yerine dönerken Demirperde’den yurt dışına kaçmayı başaran Kafkasyalılar, Birleşik Kafkasya Mefkûresini günümüze kadar muhacerette devam ettirmişlerdir.

II. Dünya Savaşı sonrasındaki dönemde oldukça faal olan muhaceretteki Birleşik Kafkasya müdafileri, Sovyetler Birliği’nin savaştan güçlenerek çıkması ve işgali altındaki bölgelerdeki hâkimiyetini sağlamlaştırması neticesinde, faaliyetlerini yavaşlatmışlardır. Ancak 1990'lı yılların başlarında Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra, bilhassa Dudayev ve haleflerinin önderliğindeki Çeçen direnişinin Rusların Kuzey Kafkasya’daki hâkimiyetlerini sarsmasını müteakip Birleşik Kafkasya fikri yeniden yeşermiş, ancak Putin’in bu direnişi ortadan kaldırmasıyla tekrar gündemden düşmüştür.

Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde, Çeçen direnişine gösterilen müşterek desteğe rağmen, çeşitli Kafkas halkları arasında düşük ve orta düzeyli çatışmaların da meydana geldiğine şahit olunmuştur. Bu çatışmalar, Sovyet dönemi boyunca uygulanan bölücü siyasetin tabii bir neticesi olmuştur.

Kafkasya’nın asırlarca tecrübe etmiş olduğu karşılıklı saygıyı temel alan cemiyet hayatının yeniden inşa edilmesi, hem bölge insanının huzur ve refahı hem de bölge ve dünya barışı açısından oldukça büyük ehemmiyeti haizdir. Eskilerin tabiriyle “vahdet içinde kesret”, bir diğer deyişle birlik içinde çokluk, yani çeşitliliğin bir arada yaşayabilmesi ise Birleşik Kafkasya Mefkûresinin yeniden bütün Kafkas halklarının esas ve asli hayat görüşü hâline gelmesiyle mümkündür. Kafkas insanının huzur ve refahını arzulayan bütün merci ve mihrakların bu mefkûrenin diriltilmesi için “gece uyumadan gündüz oturmadan” çalışmaları elzemdir.